4 Mayıs 2022 Çarşamba

"Türk Hat Sanatı" Başlıklı Makale- Burçin ALTUN


EDİTÖR

Burçin ALTUN

 

TÜRK HAT SANATI

 

    Arapça “hatt” kelimesinden türeyen ve yazı, yol anlamlarına  gelen hat kelimesi terim olarak “Arap yazısını estetik ölçülere bağlı kalıp güzel bir şekilde yazma sanatı (hüsn-i hat)” anlamında kullanılmıştır. Batı’da ise hüsn-i hat karşılığında calligraphy (kaligrafi) kelimesi kullanılmaktadır. Ansiklopediler kaligrafi sözcüğünü “Güzel yazma, genellikle estetik kurallara bağlı kalarak ölçülü yazma sanatı” şeklinde tanımlamıştır.

    Arap alfabesiyle birlikte İslam uygarlığının temel sanatlarından biri olan hat sanatını da devralan Türkler onu geliştirerek yeni güzellikler ve değerler kazanmasını sağlamışlardır.  Hat sanatını yalnızca bir iletişim aracı ya da süsleme öğesi olmaktan çıkararak Arap ve İran üsluplarından ayrı, fevkalade yetkin ve ileri bir üslupta bağımsız ulusal bir sanat haline getirmişlerdir. Türkler bu yazıyı aldıktan sonra ona kendi ince zevklerinden öyle şeyler katmışlar ve öyle geliştirmişlerdir ki, özellikle en çok kullanılan sülüs, nesih ve celi yazıların gelişmesinde, bütün İslam ülkeleri ve ulusları içerisinde üstün bir yere erişmişlerdir. İslam bilim ve uygarlığına en yüce, en değerli eserlerin kazandırılması hizmetini başarmışlardır.

    13. yüzyılda hat sanatçısı Yakut-ul-Mustasimi, aynı kompozisyon içinde farklı uç kalınlıkları kullanarak hat sanatında bir dönüm noktası yaratmıştır. Kendisinden sonra gelen hattatlar bu yöntemi geliştirmişlerdir. Daha sonra Fatih Sultan Mehmet döneminin ünlü hattatı Şeyh Hamdullah, geleneksel yedi yazı stili üzerinde önemli değişiklikler yapmış ve İslam hat sanatına Türk ulusal karakterini yerleştirmiştir. Onu takip eden hattatlar yüzyıllar boyunca hat sanatını çok daha ileri düzeylere taşımışlardır. Hat sanatının tarihi İslam dininin öncesinden başlasa da, şüphe yoktur ki İslam doktrininde insan ve hayvan çiziminin yasaklanması hat sanatının gelişiminde ve hak ettiği yeri bulmasında önemli bir etken olmuştur. Ek olarak Kur’an ve hadislerin yazı aracılığıyla tespit ve belgelenebilmesi, korunabilmesi, çoğaltılabilmesi ve yayılabilmesi, bu sanata duyulan saygı ve rağbeti ayrıca arttırmış ve özendirmiştir.

    Osmanlı hattatları bu sanatı çeşitli formlarda uygulamışlardır. El yazması Kur’anlar bunlar arasında en saygın ve müstesna yere sahiptir. “Kur’an Mekke’de indirildi, Mısır'da okundu ve İstanbul’da yazıldı.” sözü, büyük Türk hattatların bu alandaki üstünlüğünü ifade etmektedir. Hat sanatı el yazması Mushaf ve diğer kitaplardan başka kıt’a, murakka, levha, hilye, ferman ve berat gibi formlarda da başarıyla uygulanmıştır.

    Osmanlı’da hat sanatıyla bağlantılı bazı işler için farklı alanlardaki sanatçı ve ustaların işbirliği gerekirdi. Örneğin bir mezar taşı oluşturmak için hattat, nakkaş ve mermer ustası işbirliği içinde çalışırdı. Bazen de örneğin mühür yapımında mührü yapan zanaatkâr, küçük bir parça metal ya da taş üzerine kaligrafik tasarımı ters olarak geçirebilmek için aynı zamanda usta bir hattat da olmalıydı. Tuğralar da hat sanatı çıkışlı başka bir uygulama alanıdır. Osmanlılarda her sultanın arması olarak bütün fermanların ve önemli vesikaların başına tuğra çekilirdi. Bu, ayrı bir sanat olup tuğrakeş denilen kimselerin elinden çıkardı. Önceleri ferman, berat, vakfiye gibi belgelerin baş kısmına konulan tuğraların kullanım alanları zamanla yaygınlaştı; tuğra mühürde, paralarda, pullarda ve kitabelerde de kullanıldı. Osmanlı’da yazı ile ilişkilendirilmiş pek çok malzeme, teknik ve uygulama alanı vardı ve hat sanatıyla işlenmiş bu olgun eserleri ülkemizin pek çok müze, saray ve camisinde görmek mümkündür.

    Sonuç olarak hat sanatı, İslam medeniyeti çerçevesinde Arap yazısına bağlı olarak doğmuş ve gelişmiş güzel sanatlardan biridir. Sağlam bir usta-çırak ilişkisi ile öğrenilen ve kendi sınırları içinde yenilenen hat sanatımız, Batı'da bir benzeri olmadığından devamlı bir arınma haliyle günümüze kadar gelmiştir. Türkler, her devirde büyük hattatlar yetiştirmişlerdir. Kamil Akdik, Necmettin Okyay gibi II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e uzanan hattatların yanında; Emin Barın, Uğur Derman, Ali Alpaslan gibi Cumhuriyet nesli hattatlar 20. yüzyıl hattatları arasında adları akla ilk gelenlerdir.

Hattatlık hiçbir zaman kesintiye uğramayacaktır. Çünkü bu meslekte her büyük hattatın kendinden sonra bu sanatı sürdürecek kabiliyet ve kapasitede birkaç kişiyi yetiştirmesi adeta kural haline gelmiştir. Hat sanatının 2021 yılı Aralık ayında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne kaydedilmesi bu geleneğin devamlılığı ve korunması adına sevindirici bir gelişmedir.

 

Kaynakça

Berk, S. (2013). DEVLET-İ ALİYYE’DEN GÜNÜMÜZE HAT SANATI (Vol. 4). İnkılâb Basım Yayım.

Boydaş, N. (1982). Hat Sanatımız ve Batı'ya Tesiri.

Cam, F. (2016). Türk hat sanatının felsefi arka planı.

DEMİRKAN, M. YAZIDAN RESME GİDEN YOL: YAZI-RESİM SANATI. Lale, (4), 94-100.

DERMAN, M. U. (1997). Türk Hat Sanatı: İncelikleri ve Bedii Değerleri. Arış Dergisi, (3), 54-67.

Dağlı, Ş. Z. (2015). Türk Hat sanatında yazı resimler üzerine yapılan araştırmalar ve yazı resimler. Kalemişi-Türk Sanatları Dergisi3(5), 29-46.

Selamet, S. (2012). TÜRK HAT SANATI, HARF DEVRİMİ ve TİPOGRAFİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi11(39), 171-183.

Ulusal, Z. (2008). Hat sanatı tarihi ve Medresetü'lHattatin (1914-1936) (Master'sthesis, Rize Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü/Tarih Bölümü/İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı/İslam Tarihi ve Sanatları Bilim Dalı).

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

    Öğrencilerimize proje katılım sertifikalarını verdik. Tüm öğrencilerimizn emeklerine sağlık.  Karpuzlu Anadolu İHL /AYDIN